TBMM'den 'parlamenter sistem' araştırması

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Türkiye'nin de dahil olduğu 6 parlamenter sistemin fayda ve zararları konusunda geniş çaplı bir araştırma yapıldı.

TBMM Araştırma Hizmetleri Başkanlığı, parlamenter sistemin Türkiye, İngiltere, Almanya, İtalya, Japonya, Hindistan ve Güney Afrika örneklerini inceledi.

Parlamenter sistemin, hükümetin parlamentodan çıktığı veya varlığını sürdürebilmek için parlamentonun güvenine ihtiyaç duyduğu bir sistem olduğu belirtilen araştırmada, sistemin avantajlı ve dezavantajlı durumları irdelendi.

Araştırmada, taşıdığı siyasi esneklik nedeniyle yasama ve yürütme organları arasında bir tıkanıklık yaratmamasının, nispi temsil sayesinde çoğulcu, katılımcı ve uzlaşmacı bir yönetimi desteklemesinin parlamenter sistemin olumlu, istikrarsız ve zayıf hükümetlere yol açmasının ise olumsuz yönü olarak görüldüğü ifade edildi.

Parlamenter sistemin sorunları ise "Yönetimde istikrarsızlığa yol açması, aşırı partili sistemlerde sıkça görülen koalisyon hükümetlerinin güçsüz ve verimsiz olması, hükümetin dolaylı olarak seçilmesi nedeniyle ve koalisyon durumlarında demokratik hesap verebilirliğin düşük olması, tek partili güçlü hükümetlerde kuvvetler ayrılığının yok olması ve yasama-yürütme ayrımı yerine partizan muhalefet-baskıcı iktidar paradoksunun işlemesi" olarak sıralandı.

Türkiye'deki parlamenter sistem

Türkiye'de 1961 Anayasa'sı ile başlayan parlamenter sistemin, ülkenin özgül koşullarından kaynaklanan çeşitli sorunları beraberinde getirdiği ifade edilen araştırmada, 1961 Anayasası'nda temsilin öne çıkarılmasının yönetimde istikrarsızlıklara neden olduğu belirtildi.

Araştırmada, şunlar kaydedildi:

"Türkiye'de, 1982 Anayasa'sı ise bir yandan istikrarı güçlendirmek adına temsili zayıflatmış, diğer yandan yürütmenin sorumsuz kanadına sıra dışı yetkiler vererek iki başlı yürütmeye neden olmuştur. 2007'deki Anayasal değişiklikle Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi kuralı iki başlılık sorununu derinleştirmiştir."

Türk siyasi tarihinin, yönetimde istikrar ile temsilde adalet arayışlarının gelgitlerine sahne olduğu vurgulanan araştırmada, çok partili hayatın başında eksik temsille istikrar sağlanırken, 1961 Anayasa'sı ile istikrarsızlık pahasına adil temsil uygulandığı, 1982 Anayasası'nın yeniden istikrar için temsilden feragat dönemini başlattığı ifade edildi.

Yürütmenin parlamento üzerindeki etkisinin sistemde sorun oluşturduğu belirtilen araştırmada, şu bilgilere yer verildi:

"Parti grubunun anayasal gücü ve tek parti hükümetleri döneminde kuvvetlerin birleşmesi, parlamentonun ve parlamenterlerin rol kaybına yol açmaktadır. Bu rol kaybı, TBMM'de kabul edilen tasarı ve tekliflerin hacmi ve kanunların yapımına muhalefetin etki payı ile görülebilir durumdadır."

Araştırmada, gerek komisyonlardaki gerekse genel kuruldaki müzakerelerin objektif ve rasyonel olmadığı, sonucu etkileme ihtimalinin olmadığı vurgulanarak, "Müzakereler, iktidar-muhalefet ikiliğine mahkum ve tek partili hükümetlerde sonucun değişmediği 'formalite müzakereler' olarak cereyan etmekte." tespitinde bulunuldu.

Yasama organının yürütmeyi denetlemek için kullandığı soru, genel görüşme, Meclis araştırması, Meclis soruşturması ve gensoru araçlarının beklenen hedefleri gerçekleştirmekten uzak olduğu, bunda kısmen hükümetlerin parlamentoyu kontrol edebilmelerinin, kısmen de muhalefetin bu araçları reel hedefler gözetmeden kullanmalarının etkili olduğu kaydedildi.

Diğer ülkelerdeki parlamenter sistem

TBMM Araştırma Hizmetleri Başkanlığınca İngiltere, Almanya, İtalya, Japonya, Hindistan ve Güney Afrika'daki parlamenter sistemlerin anayasal sistemi, hukuki ve fiili boyutları irdelendi.

Parlamenter sistemin, anavatanı İngiltere'de, demokrasinin gelişiminde önemli rol oynayan kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığı bir siyasal sistem görünümü verdiği belirtilerek, "İngiltere'de bir yasama-yürütme dengesinden değil, yürütmenin yasamaya hakimiyetinden söz edilebilir." ifadesi kullanıldı.

Parlamenter sistemin önemli temsilcilerinden biri olan Almanya'da ise uyumlu çift meclisli bir parlamentonun, yasama ve denetim fonksiyonunu yerine getirdiği kaydedildi.

İtalya'da, 1948 Anayasası ile yürütmenin zayıflatıldığı bir parlamenter sistem kurulduğu, ancak güçsüz hükümet tercihinin, etkin yönetimi zaafa uğratan hükümet istikrarsızlıklarını beraberinde getirdiği aktarıldı.

Araştırmada, İtalya'nın parlamenter sisteminde öne çıkan hususlar ise simetrik güçlere sahip iki meclisli parlamento, parçalı yapıya sahip siyasi partiler sistemi, iki büyük partinin etrafında toplanan küçük partilerle kurulan ve genellikle istikrarlı olmayan koalisyon hükümetleri olarak gösterildi.

Japonya'da 1947 Anayasası ile ülkenin kadim hanedanlık yönetimine son verilerek demokrasiye geçildiği anımsatılan araştırmada, 2009 yılından bu yana hükümet istikrarından söz edilemediği aktarıldı.

Araştırmada, Hindistan için ise şu bilgiler paylaşıldı:

"Cumhurbaşkanının yürütme yetkisini kullanan üst amir olduğu, bu yetkiyi kullanırken başbakan ve bakanlar kurulunun kendisine yardımcı olduğu, başbakanı görevden alabileceği, halk meclisini feshedebileceği, parlamentoyu tatil edebileceği, parlamento tatildeyken kanun hükmünde kararname çıkarabileceği yönündedir. Ancak gerek bu hükümlerin bağlandığı koşullar, gerekse demokratik teamüllerden dolayı cumhurbaşkanının rolü, olağan parlamenter sistem çerçevesinin içinde kalmaktadır."

Güney Afrika'nın yürütmenin yasama organından çıktığı ve ona bağlı olarak çalıştığı modeliyle parlamenter sistemin asli özelliklerini taşıyan bir ülke konumunda olduğu, yürütmenin tek başlı olması ile farklılık gösterdiği belirtildi.

Parlamentoların etkinliği

Bir siyasi partinin güçlü bir parlamento çoğunluğuyla iktidara gelmesi halinde bu partinin liderlerinden oluşan kabinenin, yasama işlevi üzerinde belirleyici bir rolü olduğu, ancak azınlık veya koalisyon hükümetleri varsa kabinenin yasama organı üzerindeki tesirinin azaldığı kaydedildi. Buna karşılık yasama organının özerk pozisyonunun güçlendiği ve yasama işlevindeki rolün arttığına işaret edilen araştırmada, şu değerlendirmede bulunuldu:

"İngiltere örneğinde, çoğunluğu elinde bulunduran başbakanın aşırı güçlendiğine dair eleştirileri gündeme getirmiştir. Alman Parlamentosunun, siyasi müzakere ve hükümeti denetleme anlamında görece daha iyi bir konumda olduğu kabul edilmektedir. İtalyan Parlamentosu, anayasanın kendisini güçlü bir aktör olarak düzenlemesine rağmen, gerçekte siyasi denklemde etkili bir konum edinememiş ve yasama işlevi açısından bir ağırlık kazanamamıştır. Japonya'da parlamentonun etkin rol kazanması, daha çok, senatodaki çoğunluğun Temsilciler Meclisindeki çoğunluktan farklı olduğu zamanlara tekabül etmektedir. Hindistan Parlamentosuna gelince, parlamentonun gücü iktidar partisinin sahip olduğu çoğunluğa göre değişmekle birlikte, özellikle komisyonların gerek yasama sürecinde gerekse parlamenter denetimde etkili olabildikleri görülmektedir. Güney Afrika Parlamentosu'nun ise hakim iktidar partisinin üyelerinden oluşan çoğunluğu nedeniyle, yürütme karşısındaki özerkliği oldukça zayıftır."

Hükümetlerin etkinliği

Hükümetlerin gücü ve etkinliği açısından yapılan analizde ise incelenen ülkelerin farklılık gösterdiği bildirildi.

İngiltere'de kabinenin yasama karşısında çok etkin bir konuma sahip olduğu, başbakanın da kabine içinde aşırı derecede güçlü hale geldiği vurgulandı.

Almanya'da genellikle koalisyonlarla oluşan kabinenin başındaki şansölyenin güçlü bir konumu olduğu ve bu konumunu koruyacak siyasi enstrümanlara sahip kılındığı belirtildi.

İtalya'da ise oydaşmacı parlamenter sistemin bir yansıması olarak hükümetin parlamento üzerindeki hakimiyetinin zayıf kaldığı ancak hükümet istikrarsızlığı şeklinde cereyan eden bu durumun hükümet lehine değiştirilmesi için çareler arandığı ifade edildi.

Japonya'da hakim parti tarafından kurulan hükümetlerin, parlamentodaki çoğunluğun desteğine sahip olarak politika üretiminde ve bu politikaların icrasında parlamento karşısında büyük ölçüde rahat oldukları, ancak özellikle senato çoğunluğunun farklı olması halinde hükümetin belirleyici konumunun gerilediği kaydedildi.

Hindistan'da uzun süre devam eden hakim parti döneminde hükümetin politika belirleme ve icra gücü yüksekken daha sonra siyasi parti sistemindeki değişime paralel olarak parlamento aritmetiğinin değiştiği, koalisyon hükümetlerinin kurulmaya başlandığı ve bu durumun ise hükümetin anayasal sistem içindeki eski gücünü yitirmesine yol açtığı aktarıldı.

Güney Afrika'da geçerli olan hakim parti olgusunun, hükümetin sadece yürütmeyi değil, yasamayı da büyük ölçüde kontrol etmesi sonucunu doğurduğu vurgulandı.